13 Nisan 2014 Pazar

Daktiloya Çekilmiş Şiirler




                   

Çocukluğun kendini saf bir biçimde akışa bırakması ne güzeldi. Yiten bu işte!








Bir an sonra yok olacak yontuların
yanılsamalı gölgelerine
sığınmıştık.







Bir gün bir eşikte
belki bir eşikte
Kollarına alabilir dünyayı...








Veda geliyor şimdi, öğretmek için
sevgilenmeyi, uçuşan, geriye dönen vakitte.

Kime, kime gönderiyor incelen yapraklarını
yüzün, kavisin beyaz yanağıyla?









Bundan gözlerim göğe çevrili, ellerim denizde.









Bu şehrin insanları dostum
Yokuşları mutsuz çıkıp da
mutlu mu inerler?








Ellerim: eksik cennetim benim.









Onun bedeni bir tımarhane.
İçinde çok işçi, deli ve çalışkan!








Ey, iki adımlık yerküre
Senin bütün arka bahçelerini
gördüm ben!










6 Nisan 2014 Pazar

Kitapları Fazla Seven Adam




Hikaye asla sona ermiyor.






Bir keşif yolculuğuna çıkın, haritada olmayan denizleri iskandil edin. 







Mülkiyet, insanların nesnelerle kurabileceği en mahrem ilişkidir. Nesneler kişide canlandığı için değil, kişi nesnelerde canlandığı için.







Kitapların duyguları olduğunu çok az insan fark ediyor.






30 Mart 2014 Pazar

Yüreginin Götürdügü Yere Git



"Doktor" dedim sonunda, "Eskimoları bilir misiniz?" 
"Tabi bilirim" dedi ayağa kalkarken.
"İşte, bakın ben onlar gibi ölmek istiyorum."






Akmayan gözyaşları kalpte birikirler, zamanla kabuk tutarlar ve kirecin çamaşır makinesini tıkaması gibi kalbi tıkayıp felç ederler.






...ve ben hep kımıldamadan durduğumu hissediyordum.






Anlayışın sessizliğe gereksinmesi vardır.






Acıdan ölmektense, bir hiçten ölmek daha kolaydır; acıya isyan edebilirsin, hiçe hayır.






Kaderin hayal gücü bizimkinden daha renklidir.






"Pek çoğunda."





Çınarın altına oturduğunuzda kendiniz değil, çınar olun, ormanda orman, kırda kır, insanlarla insan olun.





Ve sonra, önüne pek çok yol açılıp sen hangisini seçeceğini bilemediğin zaman, herhangi birine, öylece gitme. otur ve bekle. Dünyaya geldiğin gün nasıl güvenli ve derin bir soluk aldıysan, öyle soluk al, hiçbir şeyin senin dikkatini dağıtmasına izin verme, bekle ve gene bekle. Dur, sessizce dur ve yüreğini dinle. Seninle konuştuğu zaman kalk ve yüreğinin götürdüğü yere git.



16 Mart 2014 Pazar

Ruhumu Öpmeyi Unuttun



Ölümü sindirmenin akılcı hiçbir biçimi yok.





Gerçekte akacak, gidecek yeri olmayan tuhaf bir kavramdı zaman ve insan bunu ancak onarılmaz biçimde zarar görerek eksik kaldığında anlıyordu.






Aşk bu derece sakatlayabilir mi insanı?






Ben başka bir zamana aitim.
Başka bir yere, başka bir şimdiye.






İnsandan geriye adlar, başkalarının anılarındaki silik görüntüler, bir takım ruhsuz fotoğraflar kalıyor, bir süre sonra taşıyıcılarıyla birlikte onlar da büsbütün kaybolup gidiyorlardı.






Hayır, ölüm böyle olmamalıydı. İnsan altın rengi kanatlar takınıp rüzgarlarla uzaklara sürüklenmeli, sonra dağılıp bir toz zerresi haline gelerek ışığın parıltısına karışmalıydı. Bir yıldız gibi yavaşça sönerek evrenin karanlığında kaybolmak ne güzel olurdu kim bilir... Evet, insan ardında bir ceset bırakmamalıydı. Buna gerek kalmadan da mor zambak, böğürtlen çalısı ya da tırtıl olabilmeliydi.





"...ben kötü biri değilim ama alın yazım dikkatsizce, rastgele yazılmış sanırım."






İçimdeki Kalabalık



Hiç kalbinde kırmızı çiçekler açtı mı senin?





Bir çeşit deliliği gündelik bir işmişçesine yaşadığımızı düşünüyorum.






İnsanlardan uzak durma çabamın sonuçsuz kaldığı yerlerden biri daha...






Ona bakmak yeniden uçurumlara yuvarlanmak, dikenli tellere takılmak, cam kırıklarına basmak. Ama buraya bununla yüzleşmeye geldim, bu kez hepsini yaşayıp bitirmeye... Sonunda cesaretimi toplayıp ona bakıyorum. Ve ağzımda o metalik tadı hissediyorum. Safra belki de ya da gerçekten ölümün tadı. Ben ölümün tadını biliyorum.





Kendi gri duvarlarına bakıp çok uzaklardaki denizi görebiliyor mu acaba?





Bir Soru Bir Aşk



"Seninle eve kadar yürümemi ister misin?"
"Yolu biliyorum, orada yaşıyorum, unuttun mu?"





Ve hiç şüpheniz olmasın, "yalnız" olunabilecek en beter şeydir.







Bazı ilkel kabileler fotoğraf çektirmenin ruhunuzdan çaldığına inanırlar; bu fotoğraf serisine bakarken, belki de haklı olduklarını düşünmemek çok zordu.






Ama söylemek bile, olmasını sağlayabilir.





"Ah, öyle iyi oyuncularız ki; sen ve ben."